marilynmonroe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marilynmonroe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
on Çarşamba, Nisan 15, 2009
Hollywood özellikle son yıllarda korkunç bir 'zayıflık' hastalığının perçesinde. Bugün artık iş 'sıfır bedenlere' kadar ulaşmış durumda. Ama geçmişte de yani tıpkı Marilyn Monroe gibi balık etli kadınların gözde olduğu dönemde de durum pek farklı değildi. Yine sahneye çıkan ya da kamera karşısına geçen kadın yıldızların daha çok beğenilmek için hep zayıf hatta daha zayıf olması gerekiyordu. Üstelik spor ya da diyet gibi klasik yöntemlerin işe yaramadığı durumlarda uygulanan daha 'garantili' bir yol da vardı. Kulağa biraz tuhaf gelse de hatta mide bulandırsa da bazı ünlülerin tercih ettiği bir yöntem: Tenya yumurtası yutmak. Böylece istediğin herşeyi yiyip yine de zayıflamak.

İtalyan gazeteci Alfonso Signorini'nin ülkemizde Çok Gururlu Çok Kırılgan adıyla yayınlanan ve efsane diva Maria Callas'ın yaşamını anlatan romanında da bu konuya değiniliyor. Küçüklüğünden beri fazla kilolarıyla başı dertte olan Callas sadece ilahi sesiyle değil görüntüsüyle de kusursuz olabilmek için zayıflamaya karar veriyor. Bunun için başvurduğu doktor da ona iki yöntem öneriyor: Yemek sırasında iştahının kesilmesi için kokain kullanmak ya da tenya yumurtası yutmak. Callas her ne kadar zor olsa da ikinci yolu seçiyor. Ve 3 ay boyunca bedeninde yaşayacak olan tenya yumurtalarını şampanyayla birlikte yutuyor. Sonuç: Callas, 1 ayda 16 kilo kaybedip yepyeni bir çehreye bürünüyor.

Üstelik kitapta anlatıldığına göre 1950'li yıllarda bu yöntemi uygulayan tek ünlü Maria Callas da değil. Bir doktor gözetiminde tenya yumurtası yutarak kilo kaybetmeyi deneyen ünlüler arasında Greta Garbo, Marilyn Monroe, Rita Hayworth ve Jayne Mansfield gibi bir dönemin efsane yıldızları da bulunuyor.

Görünen o ki her ne kadar yöntemler farklı olsa da bugün de gösteri dünyasının kadın yıldızları her zaman zayıf kalabilmek için kimi zaman olmadık yöntemlere de başvurmak zorunda kalıyorlar....
on Pazar, Şubat 24, 2008



Hollywood'un efsane ismi Marilyn Monroe, 1 Haziran 1926da Amerika'nın Los Angeles kentinde dünyaya geldi. Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan Monroe, babası doğumundan birkaç hafta önce annesini terkettiği için ve annesinin de ismini vermemesinden dolayı babasının kim olduğunu hiçbir zaman öğrenememiş. RKO stüdyolarında film kesicisi olarak çalışan annesinin de sinir hastalığına yakalanarak hastaneye kaldırılması, Monroenun bundan sonraki yaşamını yetimhanede geçirmesine neden olmuş.

Monroe henüz 16 yaşında iken uçak tamircisi olan 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. Bu evlilik dört yol sürdü. James Doughteryden boşandıktan sonra da modellik yapmaya başladı ve yarı çıplak pozlarıyla da kısa sürede ünlendi. Onu takip edenlerden biri de RKOnun başkanı Howard Hughestu. Hughesun teklifi üzerine sinemaya transfer olan Monroe, hafta başına 125 dolara 1947de ilk filmine imza attı.

1948 yılında unutulmaz filmlerinden birini gerçekleştiren Monroe, Scudda Hoo!Scudda Hey adlı filmde rol aldı. Filmdeki üç kısa sahnesinden ikisinde yarı çıplak bir halde görünen aktris, aynı yıl içerisinde daha iyi bir rolde oynama fırsatı yakaladı. Dangerous Years filmindeki Evie karakterini canlandıran Monroe, filmin başarısız olması üzerine büyülü ekrandan bir süre için ayrı kaldı.

Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat yapmamasından dolayı boşta kalan aktris, bir yandan modelliğe devam ederken diğer yandan da oyunculuk dersleri almaya başladı.

Columbia stüdyolarının 1948 yapımı Ladies of the Chorus adlı kısa filminde iki kez şarkı söyleme fırsatı bulan Monroe, filmdeki Peggy Martin rolüyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Columbia şirketinden de olumlu yanıt alamayan aktris, tekrar modelliğe döndü. 1949 yılında karşısına yeni bir fırsat daha çıkan Monroe, United Artistin Love Happy filminde rol aldı. Aynı yıl birçok takvime çıplak pozlar veren Monroe, 1953 yılında bir erkek dergisine kapak oldu.

1950 yılı Monroe için güzel bir yıldı. Aktris, oynadığı iki filmdeki kısa rolleriyle ilgi çekmeyi başardı. The Asphalt Jungle (Elmas Hırsızları) ve All About Eve (Perde açılıyor) filmlerinde oynayan Monroe, daha sonra pek çok dalda Oscara aday gösterilen bu filmlerin aptal sarışını olarak anıldı.

Ertesi yıl Dont Bother to Knock filminde akli sorunları olan bir bebek bakıcısını canlandıran Monroe, daha sonra oynadığı Monkey Business (Maymun Aklı) deki platin sarısı saçlarıyla ticari filmler için iyi bir para kaynağı olduğunu gösterdi. Aynı yıl içerisinde beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ile birlikte olan Monroe, kariyerinde giderek yükselmeye başladı. Betty Grable, Lauren Bacall ve Rory Calhoun gibi usta oyuncularla birlikte How to Marry a Millionaire filminde rol alan aktris, her ne kadar diğer oyuncuların yanında fazla dikkat çekmese de güzelliğiyle box officee oynayan her filmde vazgeçilmez olduğunu ispatladı.
1954 yılının Ocak ayında Joe DiMaggio ile evlenen Monroe, ertesi yıl tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan The Seven Year Itch de rol alarak komedi yönünü keşfetti. Evliliğini sekiz ay sonra noktalayan aktris, oynayacağı iki filmin yapım şirketleri tarafından iptal edilmesiyle birlikte bir süre ekrandan uzak kaldı.

1956 yapımı Bus Stop daki performansıyla eleştirmenleri, dramatik bir rolün üstesinden gelebileceği konusunda ikna eden Monroe, aynı yıl ünlü oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi. Ertesi yıl İngiltereye giden aktris, The Prince and the Showgirl adlı filmde rol aldı. Filmler her ne kadar iş yapsa da fazla ağır bulunduğu için seyircinin beğenisini kazanamadı.

1958 yılında adını en çok duyuran komedi filmi Some Like It Hot da Tony Curtis ve Jack Lemmon ile birlikte oynayan Monroe, güzelliği ile yine insanları büyüledi. İşsiz kalan iki genç adamın kadın kılığına girerek kızlar bandosunda iş bulmasını konu alan film yılın en iyi iş yapan filmi olurken pek çok filme esin kaynağı olan Hollywood klasikleri arasına girdi.

1960 yılında kocası Arthur Millerdan boşanan aktris, George Cukorın Lets Make Love adlı filminde Tont Randall ve Yves Montand ile başrolü paylaştı.

1961 yapımı The Misfits ile bitirilmiş son filmine imza atan Monroe, filmden hemen sonra kalp krizi sonucu hayata veda eden Clark Gable ile oynadı. Bir western olan filmde hem seyircileri hem eleştirmenleri memnun eden bir performans ortaya koyan aktris, ertesi yıl Somethings Got to Give adlı filmde oynamaya karar verdi. Fakat tam bu sırada şiddetli bir ateşe yakalanan Monroe, yüksek dozda yatıştırıcı ilaç alarak hayata gözlerini yumdu. Daha 36 yaşında olan aktris, 8 Ağustos 1962 günü yatağına uzanmış bir halde ölü olarak bulundu.

http://rapidshare.com/files/93897572/Marilyn_Monroe_Hardcore_1948.mpg
on Perşembe, Şubat 15, 2007
In Loving Memory1 9 6 7 --- 2 0 0 7.
www.annanicole.com


Güzelliği kadar olay evlilikleri ile de anılan ve önceki gün bir otel odasında ölü bulunan eski Playboy güzeli Anna Nicole Smith, hem yaşantısıyla hemde ölüm şekliyle, hayran olup izinden gittigi Marilyn Monroe'yu hatırlattı

Skandallarıyla, seksi fizigiyle ve kendisinden 63 yaş büyük bir zenginle yaptığı tartışmalı evlilikle adından söz ettiren eski Playboy güzeli 39 yaşındaki Anna Nicole Smith, önceki gün otel odasında ölü bulundu. Florida eyaletinin Miami kentindeki bir otel odasında yerde yatarken bulunduktan hemen sonra hastaneye götürülen ve kalbine elektroşok yapılan Smith tüm çabalara ragmen kurtarılamadı.
Bugüne kadar miras ve velayet davalarıyla adı hep manşetlerde geçen Anna Nicole Smith, ölümüyle de ardında cevap bekleyen birçok soru işareti bıraktı. Yıldıza yakın bir kaynak, Smith'in çocuklar için satılan bir sakinleştirici aldığını, ancak kusmaya başladıgını ve kendi kusmugunda bogularak can verdigini ileri sürdü. Sarışın güzelin uyuşturucu ve alkol bağımlısı oldugu ve aşırı dozdan hayatını kaybetmiş olabileceği de iddialar arasında.Kesin ölüm nedeni ise kısa süre içinde açıklanacak otopsi sonucunda anlaşılacak.
BABASI KÜÇÜKKEN GİTTİ
Kendinden 63 yaş büyük petrol zengini J:Howar Marshall ile evliliği üzerine "zengin avcısı" denilen Smith'in otelden çıkarılırken çekilen son görüntüleri ise şimdiden satıldı.Smith'in otelden çıkarken çekilen görüntülerinin hakları elinde bulunduran Splash News and Picture Agency, fotografları 500 bin dolara sattı.
Anna Nicole Smith'in çocuklugu da hayli çalkantılı gecti. 1967 yılında Teksas'da dünyaya gelen eski Playboy güzeli, babasının ilk evliliginden olan 2 üvey kardeşiyle beraber büyüdü. Babasu, Nicole henüz küçük bir çocukken evi terk edince, annesi ve teyzesi tarafından büyütüldü. 1985 yılında oyuncu Bill Smith ile ilk evliligini yapan Anna Nicole'ün bu evlilikten Daniel adında bir de oğlu dünyaya geldi.
Ancak evlilik sadece iki yıl sürdü ve çift 1987 yılında boşandı. Boşandıktan sonra çeşitlistriptiz barlarda üstsüz şovlar yapmaya başlayan Anna Nicole Smith, 1994'te ikinci evliliğini yapacagı milyarder J. Howard Marshall ile de bu barlardan birinde tanıştı. Playboy'a ilk pozunu 1992 yılında veren ANna Nicole Smith, komedi filmi serisi "Çıplak Silah"ın üçüncü filminde ve bir aksiyon filmi olan To The Limit gibi filmlerde de oyuncu olarak boy gösterdi.
ANNESİNİN İDDİASI
Anne Nicole Smith'İn annesi Virgie Arthur,kızının aşırı miktarda sakinleştirici kullanımı yüzünden öldüğünü söyledi.Virgie Arthur, yaptığı açıklamada "Onun çok fazla müsekkin aldığı için öldüğünü sanıyorum tıpkı Daniel gibi" dedi.
SEDYEDEKİ SON FOTOĞRAFA 500 BİN DOLAR
Anna Nicole Smith'inceset torbasına konulmuş otelden çıkarılırken çekilen yüzü gözükmeyen sedyedeki son fotoğrafı 500 bin dolara satılan Smith hayranı oldugu Monroe ile aynı kaderi paylaştı.
Uyuşturucu Kurbanımı
OTELDE ölü bulunan 39 yaşındaki eski playboy güzeli aşırı doz kurbanı oldugu iddia edildi.
5 ay önce oğlu öldü
SARIŞIN güzel, hayatının en büyük acılarından birini geçen eylül ayında ilk evliliğinden olan oğlunu kabettiğinde yaşadı. Bir garson iken tanışıp 17 yaşındayken evlendigi Billy Smith'ten olan oğlu Daniel annesinin yaptığı talk-shov programında ve bazı filmlerde küçük roller üstlendi. Ancak eylül ayında ikinci bebeğini doguran Anna Nicole oğlunu ziyaret için, yattıgı hastaneye gittiginde bir odada oğlunun cesediyle karşılaştı. Ölüm nedeni olarak depresyon ilaçlarının "dozunun kaçmış olabilecegi" gösterildi.
on Cuma, Ağustos 11, 2006
Hollywood'un aşk tanrıçası Image Hosted by ImageShack.us
Marilyn Monroe 1950'li yıllarda dünya erkekliğinin düşlerine giren seks sembollerinin en ünlüsüydü. "Seks Bombası" ya da "Aptal Sarışın" denildiğinde akla gelen ilk kadın oydu. Bu tipleme sanki onun için yaratılmıştı. Kum saati gibi ortaya doğru incelip sonra genişleyen vücudu, öndeki ve arkadaki şaşırtıcı çıkıntı ve kıvrımları, servi salınışı, kısacası herşeyi, en soğuk erkekleri bile ayartacak, baştan çıkaracak cinstendi.

Bütün dünya erkeklerinin hayranlık dolu bakışlarını üstünde toplamasına ve toplandığının bilincinde olmasına rağmen, özel yaşamında huzursuz ve güvensizdi. Aradığı güveni sekste bulmuş, seks arkadaşlarını seçerken Hollywood'lu ikinci sınıf yönetmenlerden ve yapımcılardan başlayarak Amerika'nın Devlet Başkanı'na kadar terfi etmişti.


--------------------------------------------------------------------------------
Çocukluğuu yetimhanelerde ve çeşitli ailelerde evlatlık olarak geçti

--------------------------------------------------------------------------------

Marilyn 1 Haziran 1926 yılında doğdu. Asıl adı Norma Jean Mortenson, annesi Gladys Monroe Baker Mortenson, babası da Norveç asıllı Edward Mortenson'du. Ruhsal dengesi hiç de sağlam olmayan annesi Gladys, Hollywood film sanayiinde montajcı olarak çalışıyordu. İşi gücü olmayan ve Marilyn'in doğumundan birkaç hafta önce bir daha görünmemek üzere kayıplara karışan baba Mortenson ise Gladys'in ikinci kocasıydı. Norma Jean'in çocukluk yılları Amerika'da "Büyük Bunalım" olarak anılan ekonomik krizin yarattığı yokluklar, yoksulluklar içinde geçti. Doğumundan kısa bir süre sonra bir ailenin yanına evlatlık olarak verildi ve yedi yaşına kadar orada kaldı. Sonra annesi tarafından yanına alındı, ama paranoyak şizofren olan kadın akıl hastanesine kapatılinca küçük Norma Jean yine açıkta kaldı. Ömrünün ondan sonraki üç yılını bir yetimhaneden ötekine dolaşarak, bazı ailelerin yanında evlatlık olarak geçirdi. Annesinin yakın arkadaşı Grace Goddard'ın 11 yaşındayken yanına aldığı Norma Jean, 16 yaşında ilk evliliğini yapana kadar orada kaldı.

-----------------------------------------------------------------

Kilisenin ortasında soyunuyor ve çırılçıplak kalıyordu
-----------------------------------------------------------------


Norma Jean'in ruhsal dengesinin yerinde olduğu elbette söylenemezdi. Yetiştiği koşulların etkisiyle, küçük yaşta, bir düş dünyasına kapağı atmış, kurtuluşu hayaller kurmakta bulmuştu. Sinema ve resimli roman dünyasının fantezileriydi bunlar... Sonradan anlattıklarına göre, hep Clark Gable'a benzer bir babasının olmasını düşlemiş, tropikal adalarda, palmiye ağaçlarının gölgesinde, yatlarda, saraylarda "baştan çıkarma" sahneleri kurmuştu. Sık sık gördüğü bir de düşü vardı. Pazar günleri, tıkabasa dolu bir kilisenin orta yerinde elbiselerini çıkarıyor ve toplanan cemaat önce şaşkınlıkla, sonra da ağızlarının suyu akarak genç kızın çırılçıplak vücudunu seyrediyordu.

--------------------------------------------------------------------------------
16 yaşında, bir işçiyle evlendi

--------------------------------------------------------------------------------
Alevler bacayı sarmadan, Norma Jean'i evlendirdiler. Jim Dougherty adında bir işçiydi ilk kocası... Koruyucu ama egemen bir kişiliği vardı. Çok geçmeden bu evliliğin bir hayal kırıklığından öteye gidemeyeceği anlaşıldı. Norma Jean, üne kavuştuktan sonra seks yaşamının ilk yıllarını anlatırken, "üvey evlat' olarak kaldığı evlerde, evlerin erkekleri tarafından tecavüze uğradığını, cinsel sapıklıklara itildiğini, hatta gebe bırakıldığını söylerdi. Oysa, ilk kocası Dougherty, bu konuda görüşünü soran gazetecilere, evlendikleri sırada Norma Jean'in bakire olduğunu söylemişti. Bu görüşünde de tüm ısrarlara rağmen direnmişti. Norma Jean evliliğinin ilk yılı sonunda evcilik oynamaktan sıkılmaya başladı, sağda solda gezip tozmaya yöneldi. Kocasının 1944 yılında asker olarak Avrupa'ya gönderilmesi Norma Jean'in üstünden büyük bir yükün kalkmasını sağladı. Kocası denizaşırı ülkelerde savaşırken Norma Jean de bir savaş araçları fabrikasında işe girdi. Orada hir fotoğrafçı tarafından keşfedildi.

--------------------------------------------------------------------------------
Vücudun teşhir etmekten çok hoşlanırdı
--------------------------------------------------------------------------------

Norma Jean vücudunun iç gıcıklayıcı bölümlerini teşhir etmekten, poz vermekten çok hoşlanırdı. Fotomodellik de bu yüzden ona göre biçilmiş kaftandı. Çoğuna göre, fotoğraf makineleri ve film kameraları onun ilk ve tek aşkıydı. İlk fotoğrafları da büyük ilgi uyandırmıştı. Kameramanları mutlu etmek ve erkeklerin ilgisini çekmek için can atan, aynı anda hem "vamp", hem "evcil" olan, kadın kurnazlığıyla kadın saflığını birleştiren çok güzel, çok çekici bir kadın tipiydi görünen...

Üne kavuşma, yıldız olma hayaliyle yanıp tutuşuyor ve basit bir işçi olan kocasını da yıldızlığa uzanan yolda karşısına dikilmiş bir engel olarak görüyordu. İlk işi kocasını boşamak ve profesyonel olarak fotomodellik yaşamına atılmak oldu. Bu arada, fotoğrafçısı Andre de Dienes kendisine aşık oldu ve evlenme önerdi. Ama, yıldızlığı aklına koyan Norma Jean'in yağmurdan kaçarken doluya tutulmak niyeti yoktu. Öneriyi reddetti ve 1946 yılında film yıldızlığı için 20th Century Fox şirketinin kapılarma dayandı. Yapılan deneme çekimlerinde çok başarılı oldu ve hemen kontrat imzaladı. Şirketin ilk işi saçlarının rengini daha da açmak, ikinci işi de adını Marilyn Monroe olarak değiştirmek oldu. Norma Jean için şöhretin yolu böylece açılmış oluyordu. Hangi açıdan bakılırsa bakılsm, Marilyn'in çevresinde çok etkili ve güçlü bir "cinsel çekim" alanı oluşturduğu yadsınamaz. Deyim yerindeyse, "aklı fikri hep seksteydi". Sineğin bala üşüşmesi gibi, erkekler de bu sarışın dilberin çevresine üşüşürdü. Tanıştığı her erkekle seks yapmayı düşünür, ama kendi sözleriyle, "rastgele yatmaz, yatacağı kişileri özenle seçerdi". Yatacağı erkekte aradığı tek koşul "iyi ve anlayışlı" olmasıydı. Daha çok yaşlı adamlara yönelir, onların "sevecen ve anlayışlı baba" tipine uygun olmalarını beklerdi.

--------------------------------------------------------------------------------

70 yaşındaki Schenck, göğüslerini okşar, mıncıklardı!

--------------------------------------------------------------------------------
1940'lı yılların Hollywood'u, Marilyn'in deyimiyle, "iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalık bir genelev" idi. Fox şirketinde üçüncü sınıf rollerden kurtularak yıldızlığa yükselmek için yardıma, hem de çok yardıma gereksinmesi vardı. Onu korumasına alan ilk erkek 70 yaşındaki kurt yapımcı Joe Schenck oldu. Schenck sarışın yıldız adayını şatafatlı yemeklere götürür, sonra da evine çağırırdı. Marilyn'in daha sonra anlattıklarına göre, yaşlı yapımcı bir yandan eski günleri anlatırken öte yandan Marilyn'in göğüslerini okşar, mıncıklardı.

Marilyn de bu arada boş durmaz, başka bir şey yapamayacağı için oral seksle yetinirdi. Bir süre sonra, Schenck, Marilyn'i Columbia Film Şirketi'nin despot patronu Harry Cohn'a tanıştırdı. İlk film denemesinden sonra da Marilyn'in sözleşmesi feshedildi, Kendisini kapı dışında buldu. Söylentiye göre Cohn, Marilyn'den garip bazı isteklerde bulunmuş, genç kadın buna yanaşmayınca, üstelik de "Sen sapıksın" deyince olan olmuştu. Cohn'un beceremediğini beceren komedyen Milton Berle, Marilyn'i şöyle anlatıyor: "Benden bir beklentisi, bir çıkarı olduğu için değil, hoşlandığı için birlikte oldu. İlişkimizde hiçbir zaman bir karşılık beklemedi..."

--------------------------------------------------------------------------------

Satanist Kilise'nin kurucusuyla aşk...
--------------------------------------------------------------------------------
Marilyn bu ilişkilerini sürdürürken, aslında diksiyon hocası Fred Karger'a aşıktı. Ona cinsel lütuflarda bulunuyor, ama Karger açısından, bu ilişki, seksten aşka dönüşmüyordu. Marilyn'in bu dönemdeki cinselliği konusunda Anton Szandor LaVey'in ilginç ve aydınlatıcı
görüşleri var. Sonradan Amerikan Satanist Kilisesi'ni kuran LaVey o sıralarda 18 yaşındaydı. Bir gece kulubünde "refakatçı" olarak çalışıyordu. Marilyn de Columbia şirketinden atıldıktan sonra kısa bir süre bu kulüpte çalışmıştı. Tanıştıklarının gecesinde bir motele gitmişler ve sabaha kadar seks yapmışlardı. Motele verecek paraları olmadığı zamanlarda da Marilyn'in arabasının arka koltuğunda, yakınlardaki bir korulukta sevişiyorlardı. Bu ilişkileri iki hafta kesintisiz sürdü. LaVey'e göre, Marilyn, cinsel açıdan pasifti. Erkeklerle flört etmekten, onları tahrik etmekten çok hoşlanıyordu. Ama, iş daha ileri ilişkilere geldiğinde, garip biçimde, kaçamak yapmaya çalışıyordu. Kimi zaman bunda başarılı oluyor, kimi zamansa kaçamıyor ve kendisini yatakta buluyordu. Kararsız, ürkek bir kişiliği vardı.

Yatakta, her şeyi partnerinden beklerdi
Marilyn'in yaşam öyküsünü kaleme alan çeşitli yazarlar LaVey'in bu gözlemine katılmak eğiliminde... Örneğin, Fred Guiles'a göre, "Marilyn öylesine içe dönük, öylesine kendisiyle ilgiliydi ki, çoğu kez erkeklerin ilgilerine duyarlı olamaz, karşılık veremezdi". Norman Mailer da şöyle yazıyor: "Marilyn'le yatmak, seks yapmak çok zevkliydi. Ne var ki, Marilyn bu ilişkiye kendinden bir şeyler katmaz, yararcı ve katkıcı olmak yerine her şeyi karşısındakinden beklerdi".
Marilyn'in ürkeklik ve güvensizliğinin ilk belirtileri, bu yıllarda iyiden iyiye su yüzüne çıkmıştır. Bu güvensizlik duyguları, çoğu zaman Marilyn'i acınacak bir zavallıİık" içine itmiştir. Aktör Marlon Brando'yla seks yaptıktan hemen sonra, "Bunca yıldır bu işi yapıyorum, ama doğru bir şey yapıp yapmadığım konusunda kararsızım" demekten kendini alamamıştı. Bazen de yatağa çırılçıplak kendisini atar, "Hiçbir şey yapma. Beni sıkı sıkıya sar" diye yalvarırdı. Marilyn'le Meksika'da evlendiğini, ama bu evliliğinin kısa sürdüğünü söyleyen yazar Bob Slatzer da, onu bu biçimde "sıkı sıkıya saran"lardandı. Marilyn'e göre seks çok basit ve insana güven veren bir eylemdi. Şöyle diyor: "Yattığım erkeklerin kendilerine güvenleri çok fazlaydı. Bense kendime hiç, ama hiç güvenmezdim. Onların yanında olmak bile kendime duyduğum güveni artırırdı. Onların güvenlerini sanki emer ve kendime katardım".

--------------------------------------------------------------------------------

Hyde ile seksten keyif almaz, zevk ve ihtiras taklidi yapardı

--------------------------------------------------------------------------------
Schenck'ten sonra "koruyucu melek" olarak Marilyn'i Hollywood'lu ünlü menajer Johnny Hyde'ın himayesine aldığını görüyoruz. Kısa boylu, iyi giyimli, sürekli "matruş" bir adam olan Hyde, 53 yaşındayken kalp krizi geçirmişti. Marilyn'e akıl almaz bir tutkuyla bağlanmış, ona evlenme önermiş, ama bu önerisi genç kadın tarafından reddedilmişti. Hyde aslına bakılırsa Marilyn'in yaşamında çok etkili olmuştur. Onun kendine güvenini artırmış, yepyeni ve gözalıcı elbiselerle dolu bir gardrop düzmüş, hatta çene ve burun ameliyatı olmasını sağlamıştır. Daha da önemlisi, Hyde ağırlığını kullanarak, Marilyn'in ilk önemli rollerine çıkmasını sağlamıştır. "Asfalt Ormanı" (Asphalt Jungle, 1950) ve "All About Eve" (1950) filmlerinde, Marilyn, büyük başarıyla "kapatma" rollerini oynamıştı. Hyde'la seks yapmaktan Marilyn'in fazla zevk almadığı, ama onun gururunu kırmamak için yatakta "zevk ve ihtiras" taklidi yaptığı biliniyor.

--------------------------------------------------------------------------------
Einstein bile listede

--------------------------------------------------------------------------------
Bir söylentiye göre, Marilyn, ilk büyük sözleşmesine imzasını attıktan sonra izlenimlerini soran gazetecilere, "Herkesin bir yerini yalamak zorunda olduğum günler artık gerilerde kaldı" demişti. Gerçekten de Marilyn, bundan sonraki yıllarında, seks yapmak zorunda olduğu için değil, seks yapmak istediği için erkeklerle yatmakta ve kimlerle yatacağını çoğu kez kendisi seçmektedir. Hem de ince eleyip sık dokuyarak... Bir apartman katını uzun süre paylaştıkları Shelley Winters'ın anlattıklarına göre, Marilyn, ilk büyük sözleşmesini imzaladıktan hemen sonra, kağıdı kalemi eline almış ve yatmak istediği, erkeklerin uzunca bir listesini çıkarmıştı. Sonra da bu erkekleri, "Baştan çıkarmak istediğim erkekler", "Evlenmek istediğim erkekler", "Geçici flört etmek istediğim erkekler" diye de sınıflandırmıştı. Albert Einstein bile vardı bu listede... Öldükten sonra Marilyn'in eşyaları arasmda Albert Einstein'ın imzalı bir resminin çıktığı da biliniyor. Şöyle yazıyordu resimde: "Marilyn'e saygıyla, sevgiyle ve sıcak teşekkürlerimle..."

--------------------------------------------------------------------------------

İkinci kocası, beyzbol ilahı Dimaggio

--------------------------------------------------------------------------------
Marilyn'in ikinci kocası gelmiş geçmiş en ünlü beyzbol yıldızlarından Joe Dimaggio'ydu. Büyük bir halk kahramanı, bütün kadınlarin özlemle baktıkları, bütün erkeklerin imrendikleri bir süper sporcuydu. Marilyn'le evlendiğinde 37 yaşındaydı. Sporu yeni bırakmıştı ve bedensel gücünün doruğundaydı. Spor ve sinema meraklılarının gözünde, "Erkekler Sarışınları Sever" (1953) ve "Bir Milyonerle Nasıl Evlenilir?" (1953) filmlerinin vizyona girmesiyle büyük üne kavuşacak olan "Sarışın Bomba" Marilyn için ideal bir eşti. Biri erkekliğin, diğeri kadınlığın tartışılmaz sembolleriydi o tarihlerde...

Bu evlilikten sonra Marilyn'in ünü çığ gibi büyümeye başladı. Parasız kaldığı 1949 yılında 50 dolar karşılığında çektirdiği çıplak takvim resimlerinin yayınlanması bile, cinsel konularda hoşgörülü olmayan Amerikan toplumunda ününü azaltmadı, aforoz edilmesine yol açmadı. Belki Dimaggio'yla evliliği uzun ömürlü olabilirdi, ama Dimaggio, 1954'teki evliliklerinden hemen sonra Marilyn'den sinemayı bırakmasını istedi.

--------------------------------------------------------------------------------
Joan Crawford ile lezbiyen ilişki

--------------------------------------------------------------------------------Güçlü, gururlu, sessiz, egemen Dimaggio, karısının cinsel cazibesini uluorta sergilemesinden hiç, ama hiç hoşlanmıyordu. Karısının drama hocası Natasha Less'den de hiç hoşlanmamıştı. "Lezbiyen" olduğundan kuşkulandığı bu kadından uzaklaşması için Marilyn'e çok baskı yapmış, ama Natasha da, tepki olarak gazetecilere verdiği bir demeçte, Marilyn'in erkeklerden çok kadınlarla daha iyi anlaştığını söylemişti. Bu arada Marilyn de mahkemeye başvurarak boşanma davası açmıştı. Dimaggio, evliliğini son bir çabayla kurtarabilmek için Frank Sinatra'yla kafa kafaya verdi ve Marilyn'in başka kadınlarla ilişki kurduğunu saptamak, bunu da davasını geri alması için Marilyn üstünde şantaj aracı olarak kullanmak çabasına girdi. Bütün çabalarına rağmen, Natasha'nın "üstü örtülü suçlaması"nın gerçek olup olmadığını saptanamadı. Oysa ki, geçtiğimiz günlerde (5 Ağustos 2004), Marilyn'in psikilojik tedavi gördüğü sırada kayda alınan ses bantlarına ulaşan araştırmacı Matthew Smith, ünlü yıldızın, bir dönemin kendisi gibi önemli kadın oyuncusu Joan Crawford ile lezbiyen ilişkiye girdiğini kanıtladı. Marilyn, bu kasetlerde, Crawford ile ilişkiye girdiğini itiraf ediyor, ancak bir kadınla beraber olmaktan hoşlanmadığını ve bunu Crawford'a da söylediğini ifade ediyor.

--------------------------------------------------------------------------------
1956'da Arthur Miller ile evlendi

--------------------------------------------------------------------------------Bütün bu gelişmeler blurken, Marilyn, Hollywood'un kendisine benimsettiği "Aptal Sarışın" imajından iyiece sıkılmaya, bunalmaya başlamıştı. Daha ciddi ve ağırbaşlı işler yapabileceğini, basit bir "seks objesi" olmadığını ve ciddi dramatik rollere de çıkabileceğini kanıtlamak için Hollywood'u terkedip tiyatro dünyasının merkezi olan New Yor'a taşındı. Bu arada, vücudundan başka şeylere ilgi duyduğunu sandığı bir erkekle de tanıştı. Ünlü tiyatro yazarı Arthur Miller'di bu kişi. Spor dünyası için Joe Dimaggio neyse, radikal eğilimli tiyatro ve yazın çevreleri için Arthur Miller aynı şeydi. Aslında 1950'lerde bir partide tanışmışlar, ama tanışıklıkları orada kalmıştı. Dimaggio'dan ayrıldıktan sonra, Marilyn, Miller'la ilişkisini geliştirdi. İlişkilerinin ilk birkaç ayında Miller genç kadının dizlerinin dibine oturur, ayak parmak larıyla oynardı. Gözgöze bakışmakla yetinirlerdi. 1956 yılında evlendiler.

Marilyn'in özel hizmetçisi Lena Pepitone, genç kadının New York'taki günlük yaşamını şöyle anlatır: "Tiyatro dersleriyle psikiyatrik tedavi arasında sanki mekik dokurdu. Evde geçen saatlerinde Miller çalışma odasına kapanıp yazı yazarken, Marilyn de pikaba Frank Sinatra'nın plaklarını koyar, şampanya yudumlar, arada sırada kalkıp aynanın önüne giderek çıplak vücudunu gururla seyrederdi. Telefonda saatlerce konuştuğu olurdu. Bu arada, gardrobunun içinde ikinci kocası Joe Dimaggio'nun sporcu giysileriyle çekilmiş büyük boy bir fotoğrafı vardı. Bazen de bu resmin karşısına çırılçıplak olarak geçer, ona nispet edercesine salınırdı".

Apışarasını boyuyordu
Pepitone'nin söylediklerine bakılırsa, Marilyn gamsız, tasasız, kısıtlamısı olmayan bir insandı. En kalabalık toplantılarda ve yemeklerde geğirir, yellenirdi. Neredeyse kokacak duruma gelmedikçe banyo yapmazdı, Bakımına özen gösterdiği tek şey, apışarası kıllarıydı. En az haftada bir kere sarıya boyardı onları... Bu davranışının gerekçesi olarak, "Kendimi, her yönümle sarışın olarak hissetmek istiyorum" derdi. Bu alışkanlığı yüzünden, o bölgesi sık sık iltihap kapardı... İç çamaşırı da giymezdi. İlginçtir, öldükten sonra özel eşyaları arasında iç çamaşırına rastlanmamıştır. Bu arada yatakta yemek yer ve yağlı ellerini çarşaflara silerdi. İç çamaşırı giymediği için adet kanamaları sırasında yatak çarşafları kan içinde kalir, ama onların değiştirilmesi için kimseye bir şey söylemek, emir vermek aklına gelmezdi. Tam anlamıyla mezbelenin ortasında, dağınık biçimde yaşamaktan zevk alırdı.

--------------------------------------------------------------------------------

Çocuk doğurabilmek için rahim ameliyatı

--------------------------------------------------------------------------------Miller'la Marilyn'in seks ilişkileri ve birbirlerine kıskançlıkla sahip olma duyguları yakın çevrelerinde önceleri çok yadırgandı. Örneğin Miller'la seks yaptıkları bir gecenin sabahında, Marilyn, yatak çarşaflarını değiştirmeye gelen hizmetçisini kovar ve "Akşama kadar bu çarşafların üstünde yatmak istiyorum" derdi. Bu arada Marilyn iki kez de düşük yaptı. Ameliyat masasına yatarak, rahmini çocuk taşıyacak biçimde değiştirmeye çalıştı, ama bundan sonuç çıkmadı. Çocuk yapamayacağını anlayınca, ilk belirtileri esasen bir süredir görülen depresyonu derinleşti. Depresyonla birlikte Marilyn'in filmleri de "çok pahalı" olmaya başladı. Sette durup dururken olay çıkarır, geç gelir, erken giderdi. Çoğu kez de haber bile vermeden sete gelmezdi. Uyku hapları da almaya başlamıştı. Uyuyabilmek için aldığı bu hapları daha sonra günde birkaç doza çıkarmış ve kendisini uyuşturarak uyumaya başlamıştı. Miller'in, ölümcül olabilecek aşırı dozları alan Marilyn'i birkaç kez son anda hastaneye yetiştirdiği ve midesini yıkattığı bilinir. "Uygunsuzlar", [Misfits - 1960) filminin çekiminde, birlikte çalıştıktan sonra, Miller'la Marilyn boşanmak için mahkemeye başvurdular. Garip bir rastlantı sonucu, John F. Kennedy'nin Devlet Başkanlığı yemini ettiği gün boşanmaları kesinleşti.

--------------------------------------------------------------------------------
Signoret'in fendi, Marilyn'i yendi

--------------------------------------------------------------------------------Miller'dan boşandığında Marilyn, 35'ine merdiven dayamıştı. Yaşlanma korkusu içini kemiriyor, yaşlanmadığının, çok güzel bir kadın olduğunun sürekli kendisine hatırlatılmasını istiyordu. Bu arada, "Gel Sevişelim" [Let's Make Love - 1960) filmindeki başrol arkadaşı ünlü Fransız şarkıcı ve oyuncu Yves Montand'la dillere destan bir macera ya~adı. İlişki süresince gazete ve dergilerin baş köşelerini süslediler. Ama, Marilyn'i büyük bir hayal kırıklığı bekliyordu. Montand, "sarışın bomba" uğruna karısı Simone Signoret'i bırakmadı. Oysa Marilyn, Montand'la ilişkisinin bir flört olmaktan çok öteye geçmesini, kalıcı bir beraberlikle noktalanmasını çok istemişti.

--------------------------------------------------------------------------------
Önüne her çıkanla yattı!

--------------------------------------------------------------------------------Bundan sonra Marilyn, deyim yerindeyse, tozuttu. İkinci sınıf otellerde Danimarkalı gazeteci Hans Jörgen Lembourn'la seks yaptı. Sabahın erken saatlerine kadar barlarda gezip tozdu. Hizmetçisinin anlattıkIarına göre yakışıklı şoförüyle ve masörüyle ilişkiler kurdu. Bu arada ikinci kocası Joe Dimaggio'yla da birlikte oldu. Gerçi Marilyn'in meslek yaşamı konusundaki görüş ayrılıkları sürüyordu, ama Dimaggio yine de Marilyn'in yatak odasında sabahlıyordu. Bu arada eski dostlarından biri de sevgilileri arasına katılmıştı. Frank Sinatra'ydı bu... Frank Sinatra·nın sertliği ve kıskançlığı, Marilyn'i öylesine heyecanlandırmıştı ki, Frank'le evlilik fantezileri bile kurmaya balamıştı. Derken Frank Sinatra, Marilyn'i Kennedy Ailesi'nin erkekleriyle tanıştırdı.
Marilyn ile seviştikten sonra, Kennedy'nin sırt ağrıları geçiyordu
1962 yılında Marilyn eski dostu Bob Slatzer'e şöyle diyordu: "Beni Beyaz Saray'da, Amerika'nın bir numaralı kadını olarak düşünebilir miydin?" Marilyn bu sözleri ettiğinde ABD Başkanı John F. Kennedy ile gizli bir ilişkiye başlamıştı. Devlet başkanlığı jetinin kabinlerinden tutun da, Kennedy'nin kayınbiraderi sinema oyuncusu Peter Lawford'un Santa Monica'daki sayfiye evine kadar, çeşitli gizli yerlerde buluşuyor ve sevişiyorlardı. Ancak kaçamak buluşmalardan ve bekleyişlerden sıkılan Marilyn bir ev satın alıp Los Angeles'a döndü. Şöyle diyordu: "Otel odalarında pinekleyip Kennedy Hazretleri'nin gelmesini beklemekten iyidirdir, hiç olmazsa, onu beklerken yapacak bir şeyler bulurum..." Kennedy'nin yataktaki perfonmansı, Marilyn'in çok hoşuna gidiyordu. "Seksi bile çok demokatik ve etkileyici biçimde yapıyor. Benle seks yaptıktan sonra sırt ağrıları da geçiyor. Hekim ya da masör olmalıymışım..."

--------------------------------------------------------------------------------
Başkan'ın eli, masanın altından...

--------------------------------------------------------------------------------John Fitzgerald Kennedy, Marilyn'i okşayıp mıncıklamaktan çok hoşlanırdı. Bir keresinde, kalabalık bir yemekte elini masanın altından, Marilyn'in etek altına sokmuş, ama kıpkırmızı bir yüzle ve elektrik çarpmış gibi elini çekmişti. "Külot giymediğimi anlayınca çok utandı" diyordu Marilyn, bu olayı masörüne anIatırken... Marilyn'le ilişkisi, bir süre sonra Kennedy'nin canını sıkmaya başladı. Randevularına hem geç kalıyor, hem de olur olmaz zamanlarda Beyaz Saray'ı arayarak Kennedy'i telefona çağırıyordu. Kennedy, bu ilişkinin gazetelere yansıması durumunda seçim şansını yitirebileceği korkusuna da kapılmaya başlamıştı. Kennedy'nin 45'inci yaşgününün kutlandığı mayıs ayında, Madison Square Garden'da büyük bir "para toplama kampanyası" düzenlendi. Marilyn "Happy Birthday" şarkısını söyleyerek hem bütün gözleri üzerine topladı, hem de bu jesti sayesinde Kennedy'nin ilgisini birkaç hafta daha sürdürdü.

--------------------------------------------------------------------------------
Başkan kennedy, Marilyn'i, kardeşi Bobby'ye devretti
--------------------------------------------------------------------------------
Ama, Marilyn'le Kennedy'nin ilişkilerinde dönüşü olmayan noktaya gelinmişti artık... Haziran ayında John Kennedy, Marilyn'i kardeşi Bobby Kennedy'e devretti. Bobbv Kennedy o sırada Adalet Bakanı'ydı. Söylentiye göre, Marilyn'le Bobby arasındaki ilişki, Peter Lawford'un evinin önüne parketmiş bir arabanın arka koltuğunda pekişti. Amerika'nın en ünlü kardeşlerinden önce biri, sonra ötekiyle ilişkiye girmenin verdiği güvenle, Marilyn yeniden evlilik fantezileri kurmaya, Bobby'nin karısı Ethel'ı ve 9 çocuğunu bırakarak kendisiyle evlenmesini beklemeye başladı. Ama, kendisini bir kez daha acı bir hayal kırıklığı bekliyordu. Marilyn'den çabuk sıkılan Bobby, sırf ondan kurtulmak için telefonlarını değiştirmişti. Reddedilmenin öfkesiyle, Marilyn, sağda solda, bir basın toplantısı düzenleyeceğini ve Kennedy kardeşlerin kirli çamaşırlarını ortaya dökeceğini söylemeye başladı.

------------------------------------
İntihar mı? Cinayet mi?
-----------------------------------
İntihar mı? Cinayet mi? Bu konuda tek bir kanıt yok... Marilyn'in yakınları, Bobby Kennedy'nin telefonunu değiştirdiği o haziran ayından başlayarak, 1962 yılı yazı süresince, Marilyn'in büyük bir ruhsal bunalıma girdiğini, bir an neşeliyken, bir iki dakika sonra ağır bir depresyona girdiğini söyliiyorlar. Hapların dozu da, psikologla seansların sıklığı da artmıştır bu arada... Marilyn sürekli işe geç gittiği ya da hiç gitmediği için sözleşmesi feshedilerek son filminden de atılmıştır. "Ne yaparsa yapsın, bir erkeği kendisine bağlayamadığı için morali sıfırdır. Ikinci kocası Joe Dimaggio'ya yazdığı ama,postaya vermediği bir mektubunda, "Hiçbir erkeğin gereksinmelerini tam karşılayamamak"tan yakınmaktadır. Sürekli ölümden söz etmekte, dramatik biçimde ölüm provaları yapmaktadır. Bu bakımdan 5 Ağustos 1962 Pazar sabahı, fazla uyku hapı aldığı için yatağında ölü bulunması, herkes üstünde şok etkisi yaptı, ama çok da şaşırtıcı olmadı. Marilyn Monroe'nun bir cinayete kurban gittiği konusunda çok şeyler yazıldı, söylendi. Ama, Marilyn'in ölüm raporunu düzenleyen Dr. Hyman Engelberg, genç kadının kendi canına kıydığının, kesin olduğunda direndi. Bu tartışmalar bir yana bırakılırsa, Aşk Tanrıçası'nın gerçek ölüm nedeni aşksızlıktı...

Kitap yazsam alirmisiniz

Her Hakki Sacmalarima Ve Yalnizligima Aittir.... Blogger tarafından desteklenmektedir.

Gelin bi cayimizi icin

Bu Blogda Ara